baba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
baba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Eylül 2015 Pazartesi

Mehmet Kırımlı Hakkında Bazı Şeyler VI

Asım-Irina Kırımlı.
Marsilya.

A.K.: Ben o zamanlar Beşiktaş’ta küçük bir cafe işletiyordum. Fransa’dan dönmüşüz. Üçüncü senesi. İşler yavaş yavaş oturmaya başlamış. Irina çok yeteneklidir. Gözü de pektir. O teşvik etti zaten beni. Her gün sabah altıda giriyordu mutfağa, akşama kadar dünyanın en lezzetli pasta ve kurabiyelerini yapıyordu. Hem de şekil şekil; evler, kaleler, bisikletler, çocuk-büyük insanlar… Mehmet de yardım ediyordu okuldan sonraları ama o sene lise sınavlarına hazırlandığı için ne ben ne de annesi gelsin istemiyorduk. Gerçi Mehmet hep çok başarılı bir çocuk oldu. Hem Fransa’dayken hem de buraya gelince hep sınıfın en iyisiydi. Sağ olsun hep gururlandırdı bizi. Irina her veli toplantısına şevkle giderdi. Yetiştirdiği çocuğu, onu, beni övecekler ya… Neyse o sene gitti Mehmet. Çok büyük sürprizdi bizim için.

(Burada konuşmaya başladığından beri Asım Bey’i keyifle izleyen Irina Hanım yüzünü karartıyor, eşine hafif suçlar bir bakış atıp lafı devralıyor.)
I.K.: Bir gün dükkândayız. Akşam vakitleri… Bir müşteri geldi dükkâna. Kırklı yaşlarında, dik duruşlu, asil bir beyefendi. Asım ile uzunca sohbet ettiler. Adam öğretmen falan herhalde, ben öyle sanıyorum. Asım, Mehmet’ten bahsetti adama. Eğitiminden konuştular. Adam İzmirli’ymiş. O sıra oğlan geldi okuldan. Baya kaynaştılar. Kitaplardan konuştular. Mehmet’in zayıf noktasıdır, kitaptan söz edilince hemen çözülüverir dili. Asla çok konuşkan bir çocuk olmadı. Bazen televizyonda izlerken kameraların karşısındaki rahatlığına şaşırıyorum o yüzden. Şimdi Amerika’da, iki ay oluyor gideli.

(Gülüyor Asım Bey.)
A.K.: Abarttın, dün beş hafta oldu daha.

(Irina Hanım da Asım Bey’in neşesine eşlik ediyor.)
I.K.: Bana abartma diyene bakın. Kendisi gün gün sayıyor. Bu değişimine şaşırmamız da aslında, Mehmet’i liseyi kazandıktan sonra çok az gördük biz, ondan. Hı, onu anlatıyordum asıl. O adam aklına girdi oğlumun. Başta, İzmir’de okuyacağım, diyordu. Sonra vazgeçirdik. Tercih zamanı da hep İstanbul yazdı. En sonunda bir tane İzmir ekledi, Atatürk Lisesi, Fransızca bölümü. Gitti o tuttu. Kader… On dört yaşında küçücük bir çocuktu. Tam on beş yıl olmuş. Fransa’ya pek gelmiyor. İşte üç ay önce izne gelmişti, en son o.

(Asım Bey bir iç çekip, hüzünle gülümsüyor.)
A.K.: Hâlâ alışamıyor insan. Üniversiteyi İstanbul’da okumak konusunda ısrar etti. Biz o lise sondayken Marsilya’ya yerleşmiştik. Ben Fransa’da okumasından yanaydım ama olmadı.

1 Ekim 2012 Pazartesi

gelecek


valizim elimde miydi?
yoksa elimi de,
kendimle birlikte içine mi tıkmıştım?
kendim..
bir çift ele dokunmaya korkan ellerim,
duvarların ardında iç çekişlerim,
yağmurda iliklerime kadar hüzüne boyanışlarım,
saçının kokusuna takılıp düşüşlerim,
eve geç kaldığımda söylediğim yalanlar.
ben.. kendim..

elma deyince çıkamadım, armut dediler gidiyorum.
ne geçtiğim ağaçları sayabiliyorum
ne de kutup yıldızını bulmayı biliyorum
söyleyecek bir yol şarkısı var aklımda
sözleri dilimin ucunda birazdan gelecek
bekliyorum..

gözlerimi kapatınca bir beyaz bisiklet görüyorum,
direksiyon kolunda sıcak ekmek kokusu,
koltuğunda gelecek var, dilinde annesi.
gelecek annemin kahvaltıya pedal çeviren küçük prensi.
yolun başında bekliyor babasının yüzüne batacak bıyıklarını
oturmuş altına çağla uğruna düştüğüm çiçekli ağacın..

gelecek;
hiç bilemeyeceğim,
hangi kirpiklerin arasında eziliş,
hangi dudakların gölgesinde hayat buluştur?
işte sırf bu yüzden,
zinciri atmış beyaz bisikletim elimde,
üstüm başım toz toprak,
yüreğim gece mavisi..

gelecek..
göz bebekleri büyümüş, biraz bekletecek..
                                                                    aralık 2010, istanbul